Parkinson Hastalığı

Beyinde milyarlarca sinir hücresi bulunur. Bu sinir hücreleri biribiri ile büyük oranda kimyasal ve daha küçük oranında ise elektiriksel olarak iletişim halindedir. Bu hücreler arasında nörotrasmitter denilen bazı kimyasal maddeler kullanılmaktadır. Bunlardan bir tanesi olan dopamin beyinin substansiya nigra bölümden üretilir. Bu bölgede üretilen bu madde üretiminde meydena gelen sorunlar nedeni ile sorun çıkarsa hastalık bulgu ve belirtileri çıkmaya başlar. Parkinson, yaptığı belirtilerle insanların yaşam kalitesini ve günlük yaşam aktivitelerini etkiler. Genellikle ileri yaşlarda daha fazla görülür. Bu nedenle insanların yaşam süreleri uzadıkça görülme oranları da artmaktadır.

Parkinson hastalığına benzer tablolar yapan birçok neden vardır.  Bunlara parkinsonizm veya parkinson sendromları adı verilir. Nedenleri değişiklik gösterdiği için normal parkinson tedavisinde verilen ilaçlara yanıtsız olabilirler. Bunların bir kısmı parkinson bulguları ile diğer sistem bulgularının birlikte olduğu parkinson-artı sendromlar ve ikincil (sekonder) parkinsonizm denilen hastalıklar olarak adlandırılır. Sekonder parkinsonizm damar hastalıklarına, enfeksiyonlara, tümörler, ilaçlara ve bazı toksik olaylara bağlı olabilir. Bu yüzden öncelikle ayırıcı tanıları yapılmalı ve tedavinin buna göre planlamalıdır.

KİMLERDE GÖRÜLÜR?

Literatüre ve istatistiklere göre hastalığın belirtileri 40-70 yaşları arasında, sıklıkla da 60’lı yaşlarda başlar. Tüm Parkinson hastalarının sadece %5’inde hastalık başlangıç yaşı 20 ila 40 yaşları arasındadır. Genç yaş grubundaki bu hastalarda genetik nedenler söz konusu olabilir.

Parkinson hastalığı erkeklerde kadınlara oranla biraz daha sık görülür. Toplumda bir yılda yeni Parkinson hastalığı tanısı konulma oranı 1000’de 1 ya da 2 kişidir. Dünyanın her yanında ve her türlü sosyoekonomik koşulda rastlanabilen hastalığın görülme sıklığı ülkelere göre farklılıklar gösterir. Birçok ülkede kapı-kapı dolaşılarak toplumun 50 yaş üzerindeki kesimlerinde yapılan bilimsel araştırmalarda Parkinson hastalığının görülme sıklığı yaklaşık 100.000’de 100-150 arasında bulunmuştur. Toplumda 65 yaş üzerinde her 100 kişiden birinin Parkinson hastası olduğu kabul edilmektedir. Yurdumuzda da Parkinson hastalığı görülme sıklığının benzer oranlarda olduğu göz önüne alındığında, yaklaşık 70-100 bin hastanın var olduğu kabul edilebilir.

PARKİNSON HASTALIĞININ OLUŞMA NEDENİ NEDİR ?

Daha önce değinildiği üzere, Parkinson hastalığı, üst beyin sapı bölgesinde iki yanlı olarak yer alan kara çekirdeklerde dopamin üreten hücrelerin azalmasından ileri gelir. Bu hücreler dopamini depolar ve beynin derinliğinde yer alan “striyatum” çizgili cisim denilen yapıların sinir hücreleriyle kurdukları bağlantılarda kimyasal iletici olarak kullanır. Çizgili cisim beyin kabuğundan gelen hareketlere ilişkin verileri işler ve düzeltilmiş veriler tekrar beyin kabuğu, beyin sapı ve omurilik aracılığıyla kaslara iletilir. Böylece, hareketlerimizin incelikli, ritmik ve ahenkli olması sağlanır. Bu kimyasal iletici aynı zamanda, dengeyi sağlar ve kaslarımızın birbirleriyle uyumlu çalışmasına katkıda bulunur.

Beynin bir yarısındaki kara çekirdekteki hücrelerin yaklaşık %80’i hasara uğrarsa, o hücrelerin akson uçlarının bağlandığı çizgili cisimdeki dopamin eksikliği karşı beden yarısında hareket bozukluğuna yol açar ve Parkinson hastalığı belirtileri tek yanlı olarak ortaya çıkmaya başlar. Hastalığın seyri boyunca her iki kara çekirdekte de dopamin üreten hücrelerin sayısı yavaş bir şekilde azalır.

Ailede anne veya babada ya da kardeşte Parkinson hastalığı varlığında, o kişide hastalık gelişme riski toplum geneline kıyasla biraz daha yüksek olabilir. Kalıtsal özellikteki Parkinson hastalığı daha çok genç yaşlarda başlar ve tüm Parkinson hastalarının yaklaşık %5’ini oluşturur. Moleküler genetik alanındaki yeni gelişmeler sonucunda, 2012 yılı itibariyle, Parkinson hastalığına yol açan, baskın (dominant, her nesilde görülen) ya da çekinik (resesif; nesil atlayarak görülen) özellikte kalıtsal geçiş gösteren 20 farklı gen mutasyonu (kalıtsal bilgide değişiklik) saptanmıştır.

İkizler üzerinde yapılan gözlemler, 50 yaş sonrası başlayan Parkinson hastalığı üzerinde kalıtımın temel bir rolü olmadığına, 50 yaş öncesi başlayan hastalıkta ise kalıtımın etkisinin olduğuna işaret etmiştir. Karı-kocanın her ikisinde de Parkinson hastalığının %2’den daha az sıklıkta görülmesi, hastalığın bulaşıcı olmadığının göstergesidir. Eşlerin aynı çevreyi, aynı beslenme şeklini, hastalık ortaya çıkma- dan yıllar önce paylaşmakta olmaları beslenmeye ait unsurların da hastalığa neden olmadığına işaret eder.

Günümüzde Parkinson hastalığının, genetik yatkınlık ve çevreden gelen olası etkiler sonucu ortaya çıktığı ve birden çok nedene bağlı olabileceği üzerinde durumaktadır. Burada vurgulanması gereken, beyinde hücre kaybı süreci sonucunda gelişen “nörodejeneratif” hastalıklar arasında ilaç tedavisine yanıt veren tek hastalığın Parkinson hastalığı olduğudur.

PARKİNSON HASTALIĞI TANISI NASIL KONULUR ?

Parkinson hastalığı tanısı klinik muayene verilerine dayanılarak konulur, tedaviye alınan olumlu yanıt tanıyı doğrulayıcı kanıt oluşturur. Parkinson hastalığı tanısını kesinleştirmek üzere herhangi bir beyin görüntülemesi veya özel bir kan tahlili yapılması zorunlu değildir. Söz konusu incelemelere hastalığın ayırıcı tanısına giren diğer nedenleri dışlamak amacıyla başvurulur.

PARKİNSON HASTALIĞININ İLK BELİRTİLERİ

Parkinson hastalığının ilk belirtileri, hastaların yaklaşık %70’inde dinlenme halinde ortaya çıkan el parmaklarında, el ya da kolda, bazen de ayakta titreme, %30 kadarında ise hareketlerde yavaşlama ve uzuv hareketlerinde tutukluk olabilmektedir. Hastalık genellikle sinsi başlar ve belirtileri yıllar içinde, son derece yavaş ama giderek artan biçimde ilerler, öyle ki hastalar çoğu zaman hastalığın başlangıç tarihini kesin olarak belirtemeyebilir.  Hasta yakınları bazı belirtileri yaşlılığa özgü doğal özellikler olarak kabul edebilir. Hastalar ilk belirtinin farkına vardıkları zaman, hastalığın bazı belirtileri uzun zaman önce başlamış olabilir. Bir elinde titreme yakınmasıyla başvuran bir hastanın 3-4 yıl öncesine ait kaydedilmiş video filmlerinde yürürken bir kolunu sallamadığı fark edilebilir veya bazen hastanın eski fotoğraflarında öne eğik duruş özelliği dikkati çekebilir.

Parkinson hastalarının büyük çoğunluğunda hasta ve ailesinin dikkatini çeken ilk belirti heyecan ya da stresin tetiklediği, gelip geçici olabilen, bir el parmağında veya elde ortaya çıkan, dinlenme halinde gelen titremedir. Daha seyrek olarak hastalık dinlenme halinde ortaya çıkan ayak titremesiyle başlayabilir. Bazı hastalar ise yazı yazarken, imza atarken kalemi kaydırmada tutukluk ve harflerde küçülme fark eder. Bazen hasta yakınları hastanın yüzünde donuk bir ifade geliştiğini belirtir. Özellikle genç yaştaki hastalarda ilk belirti distoni olarak adlandırılan, istem dışı bir ayağın içe doğru dönük halde kasılması ya da ayak parmaklarının aşağı doğru kıvrılmasıdır.

Hastaların hemen tümünde belirtiler tek bir beden yarısında ortaya çıkar ve zamanla daha hafif olmak üzere karşı beden yarısında kendini gösterir. Hastalığın ilerleme hızı ile belirtilerin türü ve şiddeti hastadan hastaya değişiklik gösterecek şekilde farklıdır.

PARKİNSON HASTALIĞININ TEMEL BELİRTİLERİ

Bu bölümde Parkinson hastalığındaki hareket bozukluğunun temel belirtileri olan hareketlerin yavaşlığı, titreme, uzuvların sertliği ve duruş ve denge bozuklukları açıklanacaktır. Parkinson tanısı koyabilmek için hareket yavaşlığı ya da hareket azlığı bulunması şarttır. Dinlenme halinde ortaya çıkan titreme de varsa Parkinson tanısı olasıdır. Muayenede kaslarda sertlik de saptanırsa, klinik olarak çok olası Parkinson hastalığı tanısı konulabilir. Duruş ve dengeyi koruyan reflekslerin azalması ve kaybı hastalığın ilerlemesiyle ortaya çıkar. Bazı hastalarda yavaşlık ve sertlik ön planda kendini gösterir, titreme hiç ortaya çıkmayabilir, bazılarında da titreme önde gelen belirtidir, yavaşlık ise hafif şiddettedir. Hareket bozukluğuna ilişkin bu belirtiler genellikle önce tek bir beden yarısında kendini gösterir, o zaman hastalığın birinci evresinden söz edilir. Belirtiler zamanla karşı beden yarısına da yayıldığında hastalık ikinci evreye girer. İki beden yarısı arasında hastalık belirtilerinin farklı şiddette olduğu ikinci evre 10-15 yıl sürebilmektedir. Günlük yaşam faaliyetlerinde destek alma gereksinimi üçüncü evrede ortaya çıkar. Dördüncü evre tekerlekli sandalyeye bağımlı olma dönemidir. Beşinci evrede ise hastalar yatağa bağımlıdır. Evreden evreye geçiş her hastada farklı sürede gerçekleşir, her hasta en son evreye ulaşacak diye bir kural yoktur.

  •   Hareketlerde yavaşlama (Bradikinezi)
    -Yüz ifadesinde donukluk (hipomimi)
    -El yazısının küçülmesi (mikrografi)
  • Titreme (Tremor)

Titreme Parkinson hastalığının temel belirtilerinden en dikkat çekici olanı ve genellikle hastanın doktora en sık başvurma nedenidir. Parkinson hastalarının yaklaşık %70’inde titreme ortaya çıkmaktadır. Titreme sıklıkla bir elde, bazen de bir ayakta ortaya çıkar. Titreme tek bir parmağa sınırlı kalabildiği gibi bazen dili, dudakları veya çeneyi de etkileyebilir.

  • Uzuv kaslarının sertliği (Rijidite)
  • Duruş bozuklukları

Birçok Parkinson hastası öne doğru hafifçe eğik durma eğilimindedir. Yürürken ve ayakta dururken bu durum daha belirgin olur.

  • Yürüme bozukluğu, yürürken kilitlenme ve düşmeler
  • Konuşma bozukluğu
  • Yutma zorluğu
  • Otonom işlevlerin bozulmasına ilişkin belirtiler

Parkinson hastalığının genellikle geç dönemlerinde, “otonom sinir sistemi” adı verilen ve isteğimiz dışında çalışan sinir sistemini ilgilendiren bazı bozukluklar ortaya çıkabilir.

-Ağızda salya birikmesi

-Tansiyon düşmesi

-Ayaklarda şişme

-Kabızlık

-İdrar yapma kusurları

-Cinsel işlev bozuklukları

-Aşırı terleme

-Ciltte yağlanmanın artması

Ruhsal, zihinsel, duysal, duyusal ve uykuya ilişkin belirtiler 

  • Ruhsal çöküntü hali (depresyon)
  • Unutkanlık (Demans)
  • Ağrılar ve duysal yakınmalar
  • Koku duyusunun kaybı
  • Uykusuzluk
    -Uykuda hareketlilik (REM uykusu davranış bozukluğu)
    -Gündüz uyuklama hali

 Diğer belirtiler
-Gözlerde kızarıklık (Konjonktivit)
-Görme sorunları

 FİZİK TEDAVİ ve REHABİLİTASYON

Parkinson hastalarının ilaç tedavilerine ek olarak beden hareketleri çalışmaları ileri derecede yarar sağlar. Hareketlerin yavaşlığı, kasların sertliği ve duruş ve dengeyi koruyan reflekslerin azalması hastanın hareketliliğini ve yaşam kalitesini bozmaktadır. Öncelikle hastanın ağrıları varsa hekim uygun tedavisini düzenlemelidir. Hasta yakını bilgilendirilerek hastanın yaşadığı ortamın emniyetli ve ferah olması sağlanmalıdır.

Fiziksel olarak zinde olan hastaların uzun hastalık seyriyle daha iyi başa çıktıkları bilinen bir gerçektir. Beden eğitiminin, yapılabildiği ölçüde, özellikle kas sertliği ve hareket yavaşlığı üzerine olumlu etkisi nedeniyle hastanın kendisini daha iyi hissetmesine katkısı vardır. Bilindiği gibi, kullanılmayan kasların zamanla kitlesi azalır ve boyu kısalır (kontraktür), dolayısıyla vücudun kas yapısının korunması için beden hareketleri (egzersiz) yapmak her insan için zorunludur. Benzer biçimde, eklemlerin her gün normal hareket menzilinde hareket ettirilmeleri gereklidir, aksi takdirde kullanılmayan bir eklemi kuşatan bağ dokusu sertleşir ve eklem hareket yeteneğini kaybederek kalıcı biçimde işlev kaybına uğrar. Böylece düzenli kas faaliyeti kasları ve eklemleri korur, ayrıca kalbin çalışmasına, kan dolaşımına ve akciğerlerin havalanmasına da katkıda bulunur. Kişinin ihtiyaçları doğrultusunda hastaya beden hareketleri gösterilerek egzersiz yapması önerilir. Önce eğik duruşunun farkına varması sağlanır, eklemler kalıcı değişikliğe uğramadan bu duruşu düzeltici hareketlere ağırlık verilir.

Diğer yandan, beden hareketleri yapılmasının, yaşla birlikte oluşma riski artan kemik erimesi/kırık riskinin azaltılmasında, hareketsizliğin neden olduğu zararlı etkilerin giderilmesinde, psikolojik etkilenmenin azaltılması gibi birçok durumda faydalı etkisi olduğu bilinmektedir. Düzenli beden hareketleri yapan Parkinson hastalarında kabızlık azalır, böbrekler, idrar yolları ve mesane daha iyi çalışır. Öte yandan fiziksel faaliyet zihin için de iyidir. Kaslardaki gevşeme ve rahatlama fikirlerin olumlu yönde değişmesine de yol açar. Beden hareketlerinden sonra mutluluk hissi, kendini iyi hissetme duyguları kişiye hakim olur. Son yıllarda yapılan çalışmalarla yoğun bir egzersiz programının iyi bir antidepresan etkiye sahip olduğu, hareket- sizliğin ise Parkinson bulgularını şiddetlendirdiği gösterilmiştir. Diğer yandan, orta yaşlardan itibaren etkin düzeyde, düzenli olarak egzersiz yapan kişilerde ileri yıllar- da Parkinson hastalığı görülme riskinin azaldığı gözlenmiştir. Egzersiz yapmayan hastalarla karşılaştırıldıklarında, düzenli beden hareketleri yapan Parkinson hastalarının daha iyi düzeyde bilişsel işlevlere (kognitif) ve daha bağımsız hareket edebilme (yürüme, denge vb.) yeteneğine sahip oldukları görülmektedir.

Kendi gözlemimize dayanarak hastalarımız arasında düzenli olarak beden hareketleri yapanların, yapmayanlara göre günlük yaşamlarında daha hareketli olduklarını söyleyebiliriz. Beden eğitimi hareketleri özellikle alışık olmayan hastalar için başlangıçta zevksiz ve sıkıcı görünse de bunu günlük yaşamın bir parçası olarak kabul etmeleri kendileri için yararlı olacaktır. Aile bireyleri de en az hekim ve fizyoterapist kadar bu konuda destekleyici ve teşvik edici bir tutum içinde olmalıdır.

Erken evrelerdeki Parkinson hastaları hareketlerinde bağımsızdırlar; fizik tedavi onların hareketliliğini artırarak daha faal bir yaşam tarzı için cesaretlendirir. Hastalar hareket ettikçe hareketlerinin giderek daha kolaylaştığını fark ederler. Diğer yandan, bu egzersiz hareketlerini yapmanın beyinde dopamin iletisini artırdığı gösterilmiştir. Hastalığın erken evreleri boyunca Parkinson hastalarının çoğu mesleklerini sürdürebilmektedir. Mesleği gereği fazla hareket eden hastaların bu bakımdan daha şanslı olduklarını belirtmekte yarar vardır.

Hastalar normal hareket açıklığına kavuşması amacıyla tüm eklem ve kaslarını her gün kısa sürelerle çalıştırmalıdırlar. Bu çalışmaların hastayı aşırı derecede yoracak kadar ağır olması ya da uzun sürmesi şart değildir. Eğer hasta tercih ediyorsa sabit duran bisiklet veya kürek çekme aleti gibi bazı aletlerden yararlanabilir, ancak bunların aletsiz yapılan hareketlere bir üstünlüğü görülmemiştir.

Yürüme hastalar için mükemmel ve ılımlı bir egzersizdir.  Yürümenin hızı, süresi ve mesafesi hastanın yetenek ve gücüne göre değişebilmektedir.

Günde 1-2 kilometre yürüyüşün yorucu olmadığı gibi gevşetici ve canlandırıcı bir etkisi de vardır. Yürüme şehirde veya kırsal kesimde boş zamanları değerlendirme uğraşı olarak kolaylıkla yapılabilir ya da her sabah yakındaki dükkana gidip alışveriş yapmak, dönüşte başka bir yoldan dönmek şeklinde günlük yaşamın bir parçası haline getirilebilir. Bunun dışında yüzme son derece yararlı bir spordur, ancak denge ve yürüme bozukluğu olmayan hastalara, eğer olanakları varsa yazın sığ sularda, güvenli koşullarda yüzmesi önerilir. Eskiden beri yapmaktan hoşlandığı tenis, futbol gibi faaliyetleri varsa hastalığın erken evresinde bunları sürdürmelidir, zira bu  tür sporlar-  da öğrenilmiş hareketler, yürüme gibi içgüdüsel olarak yapılan hareketlere kıyasla Parkinson hastalığından daha az etkilenir.

Beden hareketleri çalışmalarının anlamlı yarar sağlayabilmesi için bir düzen içinde tekrarlanarak sürdürülmesi de oldukça önemlidir. Yürüme, yüzme, tenis, aerobik egzersizler veya ev işleri gibi faaliyetler yaşlanmayla birlikte özellikle de Parkinson hastalığı varlığında geri plana itilmekte ve ihmal edilebilmektedir. Parkinson hastaları kendileri için uygun zinde bir beden yapısına kavuşabilmek ve bunu koruyabilmek için düzenli olarak egzersiz yapmak üzere yüreklendirilmelidir. İstek ve hevesle yapılabilmesi için seçilen egzersizlerin sadece denge ve yürüme sorunlarına yönelik olmayıp, aynı zamanda hastaların ilgilerini çeken faaliyetleri de içererek günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesi sağlanmalıdır.

Egzersiz programına ne zaman başlanmalıdır?

Hastalığın erken evrelerinden itibaren egzersizlere başlanması oluşabilecek fiziksel sorunların geciktirilmesini sağlayacaktır. Bu bölümde sadece ilaç tedavisinin çözüm getirmediği öne eğik duruş, yürürken ayakları sürüme, iskemleden doğrulma zorluğu gibi Parkinson hastalarının günlük yaşamını güçleştiren özel bazı belirtilerin düzeltilmesini hedef alan bazı egzersizlere yer verilecektir. Bu tür hareketler fizyoterapistin öngörmesi sonucu düzenli aralıklarla yaptırılır. Bazı hareketler hastaya bir kez öğretildikten sonra, hasta bu hareketleri evde her gün aile bireylerinden birinin gözetimi altında- kendi başına yapabilir. Eğer gerekli görülmüşse germe egzersizleri ve bazı pasif hareketler her gün ve düzenli olarak bir fizyoterapistin yardımıyla yapılabilir. Günlük yapılan egzersizlerin hafif de olsa günlük yararı hissedilecektir, birikmiş yararlı etkisi ise haftalar sonra fark edilecektir. “

Egzersizleri ne kadar yapmak gerekir?

Fizyoterapist tarafından önerilen egzersizlerin her  gün  düzenli  olarak,  her bir hareketi verilen tekrar sayılarında tekrarlayarak, yorgunluk oluşturmayacak şekilde yapılması gerekmektedir.

 

 

Yararlanılan Kaynak: Parkinson Hastalığı / Hasta ve Yakınları için El Kitabı / Prof. Dr. Hülya Apaydın, Prof. Dr. Sibel Özekmekçi.

 

Bu Yazıyı Paylaş !

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir